27 Mart 2010 Cumartesi

SENSİN

SENSİN



Sensin kendinde ölü doğum sensin çığlık çığlığa dünya
Varsa başka oluşun kuantumda sensin gerçek yanılsama
Çarpa çarpa çoğalan her tarih ile seçtiğin her yolun izi
Birbirinden türeyen sonsuz dalgalanmada

Öyle sancılı ki sesin ağrı gibi susuyorum hayatında

Taş sessizliğini bölüyor şimdi kuşlar
Kuşlar ki bir onlar gölgelerini yere çarpa çarpa uçarlar
Ve sadece suyu böler taşın sesi

Bir yalnızın yalnızlığıyla el ele öldüğü evde
Ayrılırken ruh bedenden telefonun çalması ne ise
Öyle rastlantı dünya

Nesnelerin sesinden yankı vurmuyorsa kayalıklara
Ses var mı orada
Sokulduğun her delik eşya taşıyorsa oradan buraya
Şeyin çoğalması değil mi eşya

Aşk bölerken seni senin senin ile çarpılmana
Dağılıp uçuşan parçalarının asıldığı soluk olacak hatıralar

Yerleşemeyen yabancıdır artık tarihinin sayfalarında sevda

O yapayalnız hüzün
'Neredesiniz?' diye soran fısıltı
Düşte bile olsa her giden gölge ile el ele
Kanayacak hayatında

Hesap bilmemesinden mi dersin kazazedenin
Yolda bıraktığı uzun mu uzun fren izi
Çarpa toplaya ölümüne böldüğü kaderin diğer yarısının
Umudu mu var yoksa bir kaç saniyelik o asfaltta

İdama giden mahkuma gömleğini astıran refleks
Alışkanlık mıdır sence
Umut ince ayar işkencedir bil
Şeyleşirsin olamazsın unutma

Suya uzak bir taş sessizliği ile susuyorum hayatında
Gerçeğin bıyık altından gülümseyen bu yüzünü
Avuçlarının arasına alıp hâlâ okşayamamana


İskender

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder