Bunun başka bir tanımı yok. Sabahtan bu yana okuduğum her
kelimede izlediğim her görüntüde içimden bir parça gidiyor.
Bir milletin geleceği nasıl kendi elleriyle sabote edilirin
canlı provasını izlerken, bir neslin nasıl hastalıklı,
güvensiz büyüyeceğini gördükçe kan beynime sıçrıyor. Bir
şehirde 100 hayvan iki yıldır çocuklara tecavüz ediyor.
Şehirdeki pek çok erkek -ki hemen hepsi baba- iki yıldır bu
utanca göz yumuyor.
Cinsel organı övünülecek bir şeymiş gibi göster amcalara
mantığıyla büyüyen bir güruh onu her boş bulduğunda ortaya
atmayı marifet sanıyor. Bastırılmış hayvanlığını,
çocukların üzerinden atmayı gücünü onlar üzerinden
kanıtlamayı erkeklik sayıyor.
Bu çocuklar yaşadıkları travmalarla büyüyor. Söyleyenler
belki bir parça kurtulma şansına sahipken her gün onlarcası
aynı kabusa uyanıyor. Şiddetin her türlüsü insanda onulmaz
yaralar açarken bu daha da vahim sonuçlar doğuruyor.
Yarının anne baba adayları acı tecrübelerle yenik
başlıyorlar hayata ve yenik bitiriyor pek çoğu. Ve biz
sadece üzülüyor, o gün afili küfürler savuruyor, üç beş gün
lafını ediyor ve sonrasından her defasında unutuyoruz. Biz
susmanın ortak olmaktan hiçbir farkı olmadığını, susarak bu
çocukları kaderlerine bırakmanın insafsızlığını
bilmemezlikten geliyoruz. Biz ülkenin geleceğini
kurtarıyoruz adıyla lüzumsuz işlerle uğraşırken geleceği
şekillendirecek nesillere tecavüz ediyor, edilmesine göz
yumuyor, buna engel olmuyoruz. Biz bir gaflet uykusundayız
ve öyle tatlı geliyor ki bu hal uyanamıyoruz.
21 Nisan 2010 Çarşamba
11 Nisan 2010 Pazar
Futbol ve Kafamda Dolanan Son sorular
Bilenler iyi bilir koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. Kavgayı
göze alıp tribünde maç izleyecek kadar suyunu çıkarırdım
bazen. Gençlik hevesi derdi babam. Haklıydı belki de. Bu
yıl her yıl olduğu gibi yine şampiyonluk hayali ile
başladım lige her futbol sever gibi. Öyle ya da böyle sürdü
bu heves. Ama oturduğum şehirden mütevellit bir heyecan
daha kapladı hepimizi. Şehir takımımız Bursaspor liderliğe
oturmuş ve şampiyonluğa gidiyordu emin adımlarla. Her yer
yeşil beyaz bayraklar balonlarla donatıldı yaklaşık 3
haftadır. Ligin sonu yaklaştıkça umut büyümeye başladı.
Derdini kederini unutur hale geldi tüm halk. Son krizin en
çok vurduğu şehirlerdendi oysa Bursa. Nüfusa oranla en çok
işçi çıkarılan, en fazla işletme kapanan şehirlerdendi. Ama
ne işsizlik konuşuluyordu haftalardır şehirde ne ekonomi.
Bütün şehir, seven sevmeyen taraftarı olan olmayan herkes
aynı şeyden bahseder hale gelmiş durumdaydı.
Birkaç yıl evvel Sivasspor böyle giderken ortaya atılan
teoriler yeniden konuşulmaya başlayınca ah benim güzel
ülkem diye geçti içimden. İki hafta önce puan farkı 5 iken
başladı felaket senaryoları.
"yok abi yedirmezler Anadolu takımına bu ligde
şampiyonluğu"
"dur hele gör bak nasıl satacaklar maçları İstanbul
takımlarına"
"hakemleri ayarlamıştır bunlar gör bak demişti dersin"
cümleleri dost sohbetlerinin, kahve masalarının, iş arası
dedikodularının klasik cümlelerine dönüştü bütün şehirde.
Neydi bu güvensizlik peki? Niye bu denli paranoyak olmuştu
bu ülke insanı? İşte bu soruları sordukça ve düşündükçe
anlıyorduk ki her şeyi tekelleştiren sistemin bunu en iyi
uyguladığı yerlerdendi futbol. Dünyanın her yerinde büyük
paraların döndüğü bu çarkın Türkiye gibi bir ülkede, rantın
hayatın her yerini esir aldığı, yalanın dolanın, adam
kayırmanın, yolsuzluğun, haksızlığın cirit attığı bu ülkede
temiz dönmesi mümkün değildi. Öyle olsa bile buna halkı
inandırmak imkânsız hale gelmişti. Takım kötü oynayıp puan
kaybetse dahi hem duygusallığın verdiği etkiyle ( malum
kimse ayranım ekşi demez) hem tüm bu düzenin arasında o
maçın öyle bitmesi için mutlaka çirkin bir neden bulunurdu.
Oyuncu satılmış denir, hakem yanlı denirdi. Doğruydu belki
de. Düzeni yalan dolan üzerine kurmaya meyilli ellerin
futbolun içinde de olmuş olma olasılığı yüksekti. Bu
güvensizlik bu umutsuzluk normaldi o açıdan bakıldığında.
Neden bu forum diye aklınızdan geçenler vardır elbet. Bugün
berabere biten maçtan sonrada Bursa'da başka şey
konuşulmuyor. Rakipleri ile puan farkı kapanan takımın tüm
destekçileri şimdi kendilerini onaylıyor. "demiştim ben
sana yedirmezler bize bu kupayı diye, bak nasıl gidiyor
puanlar" bugünlerde Bursa sokaklarında en çok
duyabileceğiniz cümle.
Bitime birkaç hafta kaldı. Yıllardır özlemle beklediği
şampiyonluğu dört büyüklerin elinden almak isteyen bir
takım kendini Anadolu'nun temsilcisi, gücü, onuru sayıyor.
Ezenler, para babaları, patronlar gördüğü üç büyük İstanbul
takımının arasına girip kupayı onlardan almayı hedefliyor.
İşin en ilginci bunu yaparken düşmana karşı savaşa giden
millet edasıyla yapıyor.
Ayırma, öteleme, ezen ezilen farkı yaratma her şeye sirayet
etmiş bir ülkede bir şehir takımı diğerlerinin intikamını
almak gibi garip bir misyonu üstlenmiş ezenlere karşı sanki
savaşa gidiyor.
Bu ülkede olanlar her geçen gün çığırından çıkıyor
göze alıp tribünde maç izleyecek kadar suyunu çıkarırdım
bazen. Gençlik hevesi derdi babam. Haklıydı belki de. Bu
yıl her yıl olduğu gibi yine şampiyonluk hayali ile
başladım lige her futbol sever gibi. Öyle ya da böyle sürdü
bu heves. Ama oturduğum şehirden mütevellit bir heyecan
daha kapladı hepimizi. Şehir takımımız Bursaspor liderliğe
oturmuş ve şampiyonluğa gidiyordu emin adımlarla. Her yer
yeşil beyaz bayraklar balonlarla donatıldı yaklaşık 3
haftadır. Ligin sonu yaklaştıkça umut büyümeye başladı.
Derdini kederini unutur hale geldi tüm halk. Son krizin en
çok vurduğu şehirlerdendi oysa Bursa. Nüfusa oranla en çok
işçi çıkarılan, en fazla işletme kapanan şehirlerdendi. Ama
ne işsizlik konuşuluyordu haftalardır şehirde ne ekonomi.
Bütün şehir, seven sevmeyen taraftarı olan olmayan herkes
aynı şeyden bahseder hale gelmiş durumdaydı.
Birkaç yıl evvel Sivasspor böyle giderken ortaya atılan
teoriler yeniden konuşulmaya başlayınca ah benim güzel
ülkem diye geçti içimden. İki hafta önce puan farkı 5 iken
başladı felaket senaryoları.
"yok abi yedirmezler Anadolu takımına bu ligde
şampiyonluğu"
"dur hele gör bak nasıl satacaklar maçları İstanbul
takımlarına"
"hakemleri ayarlamıştır bunlar gör bak demişti dersin"
cümleleri dost sohbetlerinin, kahve masalarının, iş arası
dedikodularının klasik cümlelerine dönüştü bütün şehirde.
Neydi bu güvensizlik peki? Niye bu denli paranoyak olmuştu
bu ülke insanı? İşte bu soruları sordukça ve düşündükçe
anlıyorduk ki her şeyi tekelleştiren sistemin bunu en iyi
uyguladığı yerlerdendi futbol. Dünyanın her yerinde büyük
paraların döndüğü bu çarkın Türkiye gibi bir ülkede, rantın
hayatın her yerini esir aldığı, yalanın dolanın, adam
kayırmanın, yolsuzluğun, haksızlığın cirit attığı bu ülkede
temiz dönmesi mümkün değildi. Öyle olsa bile buna halkı
inandırmak imkânsız hale gelmişti. Takım kötü oynayıp puan
kaybetse dahi hem duygusallığın verdiği etkiyle ( malum
kimse ayranım ekşi demez) hem tüm bu düzenin arasında o
maçın öyle bitmesi için mutlaka çirkin bir neden bulunurdu.
Oyuncu satılmış denir, hakem yanlı denirdi. Doğruydu belki
de. Düzeni yalan dolan üzerine kurmaya meyilli ellerin
futbolun içinde de olmuş olma olasılığı yüksekti. Bu
güvensizlik bu umutsuzluk normaldi o açıdan bakıldığında.
Neden bu forum diye aklınızdan geçenler vardır elbet. Bugün
berabere biten maçtan sonrada Bursa'da başka şey
konuşulmuyor. Rakipleri ile puan farkı kapanan takımın tüm
destekçileri şimdi kendilerini onaylıyor. "demiştim ben
sana yedirmezler bize bu kupayı diye, bak nasıl gidiyor
puanlar" bugünlerde Bursa sokaklarında en çok
duyabileceğiniz cümle.
Bitime birkaç hafta kaldı. Yıllardır özlemle beklediği
şampiyonluğu dört büyüklerin elinden almak isteyen bir
takım kendini Anadolu'nun temsilcisi, gücü, onuru sayıyor.
Ezenler, para babaları, patronlar gördüğü üç büyük İstanbul
takımının arasına girip kupayı onlardan almayı hedefliyor.
İşin en ilginci bunu yaparken düşmana karşı savaşa giden
millet edasıyla yapıyor.
Ayırma, öteleme, ezen ezilen farkı yaratma her şeye sirayet
etmiş bir ülkede bir şehir takımı diğerlerinin intikamını
almak gibi garip bir misyonu üstlenmiş ezenlere karşı sanki
savaşa gidiyor.
Bu ülkede olanlar her geçen gün çığırından çıkıyor
3 Nisan 2010 Cumartesi
Ferman
Hani bilmezken ölümü
Anlamı yokken seslerin silinmesinin
Göklerin kararmasının anlamı yokken
Susup yazdım
O vakit, tenime bir hançer gibi
Kasvetle sokulmuyordu gece
İnsanlar geçerdi fikrimden
Erken bir şiirdi sabah; inerdi
O vakit yazdım
Adım eski bir şarkıyı andırmıyordu daha
Geçitlerinde tuzaklar kurulmamıştı hayatın
Nereye istersem yürürdüm küçük adımlarımla
Öyle yazdım
Şimdi hükümsüzdür, kaybolmuş sevinçlerin anlamı
Eksiltmiyor dilin zehrini
Sözcüklerle yıkasak da suları
Ayşe Polat
Anlamı yokken seslerin silinmesinin
Göklerin kararmasının anlamı yokken
Susup yazdım
O vakit, tenime bir hançer gibi
Kasvetle sokulmuyordu gece
İnsanlar geçerdi fikrimden
Erken bir şiirdi sabah; inerdi
O vakit yazdım
Adım eski bir şarkıyı andırmıyordu daha
Geçitlerinde tuzaklar kurulmamıştı hayatın
Nereye istersem yürürdüm küçük adımlarımla
Öyle yazdım
Şimdi hükümsüzdür, kaybolmuş sevinçlerin anlamı
Eksiltmiyor dilin zehrini
Sözcüklerle yıkasak da suları
Ayşe Polat
Kaydol:
Yorumlar (Atom)