Bilenler iyi bilir koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. Kavgayı
göze alıp tribünde maç izleyecek kadar suyunu çıkarırdım
bazen. Gençlik hevesi derdi babam. Haklıydı belki de. Bu
yıl her yıl olduğu gibi yine şampiyonluk hayali ile
başladım lige her futbol sever gibi. Öyle ya da böyle sürdü
bu heves. Ama oturduğum şehirden mütevellit bir heyecan
daha kapladı hepimizi. Şehir takımımız Bursaspor liderliğe
oturmuş ve şampiyonluğa gidiyordu emin adımlarla. Her yer
yeşil beyaz bayraklar balonlarla donatıldı yaklaşık 3
haftadır. Ligin sonu yaklaştıkça umut büyümeye başladı.
Derdini kederini unutur hale geldi tüm halk. Son krizin en
çok vurduğu şehirlerdendi oysa Bursa. Nüfusa oranla en çok
işçi çıkarılan, en fazla işletme kapanan şehirlerdendi. Ama
ne işsizlik konuşuluyordu haftalardır şehirde ne ekonomi.
Bütün şehir, seven sevmeyen taraftarı olan olmayan herkes
aynı şeyden bahseder hale gelmiş durumdaydı.
Birkaç yıl evvel Sivasspor böyle giderken ortaya atılan
teoriler yeniden konuşulmaya başlayınca ah benim güzel
ülkem diye geçti içimden. İki hafta önce puan farkı 5 iken
başladı felaket senaryoları.
"yok abi yedirmezler Anadolu takımına bu ligde
şampiyonluğu"
"dur hele gör bak nasıl satacaklar maçları İstanbul
takımlarına"
"hakemleri ayarlamıştır bunlar gör bak demişti dersin"
cümleleri dost sohbetlerinin, kahve masalarının, iş arası
dedikodularının klasik cümlelerine dönüştü bütün şehirde.
Neydi bu güvensizlik peki? Niye bu denli paranoyak olmuştu
bu ülke insanı? İşte bu soruları sordukça ve düşündükçe
anlıyorduk ki her şeyi tekelleştiren sistemin bunu en iyi
uyguladığı yerlerdendi futbol. Dünyanın her yerinde büyük
paraların döndüğü bu çarkın Türkiye gibi bir ülkede, rantın
hayatın her yerini esir aldığı, yalanın dolanın, adam
kayırmanın, yolsuzluğun, haksızlığın cirit attığı bu ülkede
temiz dönmesi mümkün değildi. Öyle olsa bile buna halkı
inandırmak imkânsız hale gelmişti. Takım kötü oynayıp puan
kaybetse dahi hem duygusallığın verdiği etkiyle ( malum
kimse ayranım ekşi demez) hem tüm bu düzenin arasında o
maçın öyle bitmesi için mutlaka çirkin bir neden bulunurdu.
Oyuncu satılmış denir, hakem yanlı denirdi. Doğruydu belki
de. Düzeni yalan dolan üzerine kurmaya meyilli ellerin
futbolun içinde de olmuş olma olasılığı yüksekti. Bu
güvensizlik bu umutsuzluk normaldi o açıdan bakıldığında.
Neden bu forum diye aklınızdan geçenler vardır elbet. Bugün
berabere biten maçtan sonrada Bursa'da başka şey
konuşulmuyor. Rakipleri ile puan farkı kapanan takımın tüm
destekçileri şimdi kendilerini onaylıyor. "demiştim ben
sana yedirmezler bize bu kupayı diye, bak nasıl gidiyor
puanlar" bugünlerde Bursa sokaklarında en çok
duyabileceğiniz cümle.
Bitime birkaç hafta kaldı. Yıllardır özlemle beklediği
şampiyonluğu dört büyüklerin elinden almak isteyen bir
takım kendini Anadolu'nun temsilcisi, gücü, onuru sayıyor.
Ezenler, para babaları, patronlar gördüğü üç büyük İstanbul
takımının arasına girip kupayı onlardan almayı hedefliyor.
İşin en ilginci bunu yaparken düşmana karşı savaşa giden
millet edasıyla yapıyor.
Ayırma, öteleme, ezen ezilen farkı yaratma her şeye sirayet
etmiş bir ülkede bir şehir takımı diğerlerinin intikamını
almak gibi garip bir misyonu üstlenmiş ezenlere karşı sanki
savaşa gidiyor.
Bu ülkede olanlar her geçen gün çığırından çıkıyor
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder