11 Ekim 2010 Pazartesi

mahreç

aklı soyduk
mintanın sol cebinden içeri
göğüs kafes kafes
ser
sebil


nasıl girerse dudaktan gırtlağa aşk
öyle buyur ettik
oradan kalbe

kalp
beş vakit

buyur
buyurluğunca
soyununca harçlarından kubbe

altında kalırım mı zannettin?

seni
cüz
ettim
kalbime




fazıl k.

6 Ekim 2010 Çarşamba

Yüreğim Bir Balerin İncecik Bilekleri

*Bilinçli bir uyku haliydi bu, gidip gelenden haberimin olduğu



Şimdilerde zaman bolca karalanmış kağıt
Yırtılışı gülüyor
Cadde uzuyor geceyle
At arabaları yarasalar
Çığlıklar kahkahalar
Uzuyor

Ben bir ah çekiyorum
Bir kadın ölüyor
Bir kadın ölüyor şarap kadeh kadeh dökülüyor

Ahh
Ne zaman ah çeksem
Selvilerde kuş çılgınlığı tarlada pamuk
Havalanır iğdenin kokusu akasyayı bastırır

Perişan okul bahçeleri
Fırtınalarda kum
Dalsız yaprak çıplak toprak
Bir çocuk severim toz toprak
Yüreğim oynar yerinden
Haydi çekin beni ahımdan
Çatlamaya hazır porselen

Şimdilerde gece karanlıktan aklanmış
Zaman uzuyor caddeyle beraber
Arabaları atların yarasaları çığlıkların
Kahkahaların boyu
Uzuyor

Ben bir eyvah diyorum
Kadın, düğün dernek ölüyor
Zinaya girdikçe insanlık
Pamuk kan kokusunu bastırıyor

Eyvah diyorum çocuklar kadınlar insanlar
Pamuk fırtına toz toprak karanlık yarasa cadde
Ve sayamadığım onca şey
Okulun bahçesine uğramayan
Yüreğim oynar yerinden
Onca şey

Yüreğim kırılmaya hazır balerin, bilekleri incecik
Hata hepsi hepsi yanılgı
Gerçek elimiz kadar el

Çekin bu yanılgıyı gerçekten
Haydi ayırın bu viranı şehirden


Karla/İnci Gül

22 Ağustos 2010 Pazar

Bizim Şarkımız

bak, yüzümüz sarkıyor
annece bir sesten
yüzümüz saklıyor içerdeki çocuğu.

öyle durmayalım hadi
bizim şarkımızmış
üzgün bir ev iniltisi, yalnız çiçek görüntüsü
upuzun susmalar gürültüsü
duyulacakmış, olsun
kanayan o düş kesiği
erken umutmuş, sanmışız, olsun.

şekersiz kanmışız, öyle olsun.

daha bakmayalım hadi
aynı kırıklarımızmış
yapışıp kaldığımız
hiç sarılmamışız, kimse sormamış, olsun.
cana yaslı bir dağmış yaşamak
ağzı lav
sözü lal, öyle olsun.

bak, bir yanımız ağrıyor
boşluğu taşımaktan
bir yanımız ağlıyor yanıldığını.

orada olmayalım hadi
bu güne kısmetmiş
şımarık bir entariyle geçmek
kara sularından ömrün
ıslanacakmış, olsun
sımsıkı muskalanmış yazısı kadınlığın.
erken öğütmüş namus
bir sana, bir bana
dağıtmışız, olsun.

daha çocukmuşuz, öyle olsun.

 

12 Ağustos 2010 Perşembe

Ecza Dolabı

Terliklerin gittiğine şahitti, bakıp bakıp fıttırınca
çevirdim
Süslü püslü bardağından kimbilir, kaç gros ton etil alkol
devirdim

Aynaya yüzünü bırakmıştın ya, taş atan çocuklar kırdı
üzüldüm
Verdiğin perhize bu sefer uyup bir bölü üçüme kadar
süzüldüm

Sağol, başka bir şey bırakmamışsın, nasıl unuturdum yoksa
acını
Ha bir de toplayıp yerden telleri, ecza dolabına koydum
saçını

Fatih Yalçın (esadaş)

8 Ağustos 2010 Pazar

...zer ve düş...

ısını
harmana rüzgâr değen üfürmelerini
değdiğim heveslerini
bıçağın eğeye çırpındığı kadar.


maşrapalarda su


-sordu
su nicedir.?

avuç içindedir

hem ağza
burna
mesh ile



bana çağıran
ve la havle
önüne dua açan
dışında duran adımı
hangi gemiye nuh'un tufan ve tohum?



ısını

boynumdan derin bir yatak geçirerek


uyusam
kıyametler
çökerterek canının diğer yarısını


-yol boyunca soyunan minarelerce çağırdılar sesleri
ben
oralı bile olamadım-


varsın hangi hesap sorulacaksa benden
cehennem dediğin onbeş binton kömür


hem harmana değer soyunan başaklar
döşeğin rahatlığı
erkek erkekçe dövünür kadın kadınca
insan insanca

ben ve
zer-düşt



f.

incire

/dünya bir ummandır gemisi olana
sen sen ol
bir kaşık ateş düşürücü şurupta boğulma/

toprak anasını satar
eğitim izin vermez çarkına okumaya
dert ortağı bulamazsın
sistem kalpleri de özelleştirir itinayla
isyan ölür, terk eder vücudu


yoksa
mezar taşındaki kan ummadığın baştan mı

bin yaşasın mı şimdi seni teğet geçen yılan
yüzü yok işte, kelle üstüne maske
peki ne seni ondan duyarlı kılan


bir çuval kömür berbat olmadı
incir çekirdeği dolmadı mı hala


Ekrem Ersoy

29 Temmuz 2010 Perşembe

Üşürsün

içini güzüme verme sevgili hep üşürsün
demiri kemiren pas masumiyetinde törpülerken
kemiklerimi sevgi ölüleri taşıyan
içim
dışım
abluka altındaki serçenin yürek atışı kadar uzak
iki imkansızlık arası yalnızlığın ortasında yenik
düşmüş kral asaletiyle yüzüğündeki zehri arıyor

zehir ki
çingene dilencinin sabrı ile beklemekte
asalet onun dalga geçtiği kelime

tanrı
çılgın narsist suda dalgalanan kendini aramakta
oysa su çoktan tükendi usta bir terapist
yepyeni tanrı yansımasını eski tanrıların
yanılsamalarından
kesip
biçip
teyelledi

büyüyemez artık iliğimde saksofon çalan deli değme
üşürsün çoktan soğumuş sevgi cesetleri var gözlerimde
avuçlarımdan çalınan her hüzün ertelendikçe
paslı demirlerle kendine gömülen
birkaç hikaye yazar ancak
saksağan mezarında gölge olur zaman
zaman ki; çözümsüz aşkların en etkin zehri

yüzünü
yüzüme sürme sevgili çok ama çok
üşürsün