29 Temmuz 2010 Perşembe

Üşürsün

içini güzüme verme sevgili hep üşürsün
demiri kemiren pas masumiyetinde törpülerken
kemiklerimi sevgi ölüleri taşıyan
içim
dışım
abluka altındaki serçenin yürek atışı kadar uzak
iki imkansızlık arası yalnızlığın ortasında yenik
düşmüş kral asaletiyle yüzüğündeki zehri arıyor

zehir ki
çingene dilencinin sabrı ile beklemekte
asalet onun dalga geçtiği kelime

tanrı
çılgın narsist suda dalgalanan kendini aramakta
oysa su çoktan tükendi usta bir terapist
yepyeni tanrı yansımasını eski tanrıların
yanılsamalarından
kesip
biçip
teyelledi

büyüyemez artık iliğimde saksofon çalan deli değme
üşürsün çoktan soğumuş sevgi cesetleri var gözlerimde
avuçlarımdan çalınan her hüzün ertelendikçe
paslı demirlerle kendine gömülen
birkaç hikaye yazar ancak
saksağan mezarında gölge olur zaman
zaman ki; çözümsüz aşkların en etkin zehri

yüzünü
yüzüme sürme sevgili çok ama çok
üşürsün



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder