27 Şubat 2011 Pazar

Ben Polisler Ve Behzat Ç.

Polisleri sevmem ben. Hiçbir polisiye mevzuya karışmamış bile olsam hep itici buldum onları. Birçok öğrencim oldu sırf üniversiteden mezun olunca iş bulamadıkları için devlet kapısı diyerek polis olan. Onlara içimin yandığını bilirim. Oysa işlerini iyi yapan çocuklardır şüphem yok.Pek çoklarını sırf polis diye sevgilisinden soğuttum. Hiçbir kabahati yoktu belki çocukların ama polisti ya olurdu muhakkak.
Tüm bunlar olurken kendimle çelişen bir ruh halim var öte yanda. Bütün polisiye dizileri izler iyi polisiye kitap yakalarsam okumadan bırakmam. CSI serisinin tekrarları dahil sezon sezon fanatiği olmuş, Without a Trace ile kayıpların peşinde koşmuş Criminal Minds ile karakter analizleri yapmışlığım çoktur. Geçmişe dair hatırladığım en eski dizi mesela İz Peşinde’dir. Sorduklarında büyüyünce Mehmet Aslantuğ ile evleneceğini söyleyen bir çocukmuşum o zamanlar. Sonra Karanlıkta Koşanlar var aklımdan çıkmayan. Garip bir ruh hali bu. Belki de bilinçaltımda gizli kalmış bir sendrom. Kim bilir belki bir gün bir bulan olur nedenini.
Gelelim sadede. 22 haftadır bir polise daha kaptırdım gidiyorum kendimi. Tam da sevmediğim o polislere benzeyen bir sürü hoşlanmadığım huyu olan bir polise hem de. Evet ben bir Behzat Ç. fanatiğiyim. Tek bölümünü kaçırmamış, tekrarlarına denk gelince işi gücü bırakmış, repliklerini ezberleyen, sırf onun için bile Ankara’yı seven bir fanatik hem de. Tamam kabul kendimle çelişiyorum ama bu böyle.
İki yıl önce okumuştum ilk kez Emrah Serbes ve onun hayata karşı işlenen suçlar uzmanı akıl almaz komiseri Behzat Ç.’yi. Diline anlatımına bayılmıştım kitapların. Her kitabı okurken yaparım içine girmeyi becerebildiysem bunlarda da yapmıştım. Çekmiştim filmlerini hayalimde. Sonra bir gün bir fragmana denk geldim televizyonda. Olmasın dedim, yapmasınlar. Sinema hadi neyse de dizi olmasın. Beceremezler, dilini bozarlar, tarzını bozarlar dedim. İzledim ama ilk bölümü. Fena olmamıştı. Kotarmışlardı sanki. Ama içimde kötü bir his olmayacak, olsa da kıymeti bilinmeyecek tutmayacak, kurban gidecek reyting denen saçmalığa diyordu. Sonra boş verdim düşünmeyi. Tadını çıkardım her hafta. Günü değişti ses etmedim her gün izledim. Sendromlarımı unuttum hafta başına dair. İlk defa bunca zamandır pazar günü gelsin der hale geldim. İlk defa etrafımdaki herkese bir televizyon işinin reklamını yaptım, kamuoyunu oluşturdum. Türk dizileri ve filmleri ile sorunlu, digitürk’te ekonomik paketin 9-16-80-81 nolu kanallarına müdavim, “sizin yüzünüzden yapılıyor bu diziler izlemeseniz yapılmaz” denen babamı bile izleyicisi yaptım. Lale Devri izleme potansiyeli olan annemi bu dizinin hayranı yaptım ben. Hoş şaşırmıyor değilim aynı bünyede ikisini nasıl barındırdığına ama oldu.
Evet ben polisleri hala sevmiyorum. Ama her Pazar bir grup polis için zamanı durduruyor, koşarak eve geliyor, çayı demleyip geçiyorum televizyonun başına. Onlar üzülünce üzülüyor, onlar küfredince eğleniyorum. Kötü örnek oluyorlar diyenlerin ağzını burnunu kırmak istiyorum. Akbaba ile karşılıklı rakı içmek istiyorum mesela dertleşelim döksün içini. Harun’a parası yokken pringles almakistiyorum. Hayalet’e kalınca bir kazak örmek istiyorum Ankara ayazında üşümesin diye. Abim olsun istiyorum en çok. Saçmaladığımda bağırsın, kızsa da yanı başımda olsun diye. Hep erkek annesi hayal ettim kendimi ama çok seveceğim bir kızım olsun istiyorum. HES’ler için isyan eden Bahar’ı tüm antipatikliğine rağmen seviyorum. Senin, benim, bizim dertlerimizi gözümüze sokmadan ama inceden inceye işleyen senaryosu için tüm ekibi baş tacı etmek istiyorum.
Sen hasta kot taşlama işçisinin cebine çaktırmadan para koyduğunda kafamı uzatıp alnından öpmek istiyorum, kızın için ağladığında gözünden yaşı silmek istiyorum, isyan edip “ben niye varım “ dediğinde seninle etmek istiyorum en okkalı küfürleri… Ama kusura bakma amirim, ben polisleri hala sevmiyorum…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder