1 Temmuz 2010 Perşembe

Gözümün İlk Ağrısına

“13 yaşındaydım Ayşe, umutlarım vardı, inançlarım, ideallerim. Bir gecede bu ülkeye duyduğum umutlarımı söndürdüler, inançlarımı yaktılar alev alev, ideallerimin hepsini allak bullak ettiler bir gecede. Toparlanmam zaman aldı. Gözümü her yumduğumda gördüğüm görüntülerden kurtulmam zaman aldı. 13 yaşındaydım, çocuktum henüz. İnsanın insanı canlı canlı yakmasını algılayamayacak kadar saftı içim. “

Böyle demişti onunla inandıklarını ve inanmadıklarını tartıştığımız bir sohbette. 10 yıl geçmişti üzerinden ve gözünde hala o günün izleri duruyordu. Biliyordum ki hala gözünü kapattığında o gecenin resimleri geçiyordu zihninden. Hiçbir etken geçen hiçbir yıl yaşadığı dramın onda yarattığı etkileri azaltmamıştı biliyordum.

Uzun uzun susmuştu. Neden sonra konuştuğunda dudaklarından bir şiir döküldü

bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
sevgiler bekliyor sürekli senden
insanın bir yarısı nedense hep eksik
ve o eksiği tamamlayayım derken
var olan aşınıyor zamanla

“ben 10 yıl önde bir yanımı eksik bıraktım şimdi tamamlanamıyor o kanayan yerler” diyerek sarıldı sıkıca.

Birlikte bir türkü mırıldandık. İkimizde Akarsu’nun sesinden duymuş sevmiştik başka başka yerlerde, başka başka zamanlarda.

eski günler hayalimden gitmiyor
gün dediğin bugünkünü tutmuyor
yiğidim ya sana gücüm yetmiyor
ne sevdiğin belli ne sevmediğin

Acısı hala içindedir muhakkak. Hala her 2 Temmuz’da içindeki yangın yeniden alevleniyordur. Hala ne zaman Sivas dese birileri burnunun ucu sızlıyor, yolu ne zaman düşse memleketine Madımak’ın karşısında o gece olduğu köşe başına gidip içini çeke çeke sessizce ağlıyordur.

Biliyorum içindeki Madımak’ta hala dumanlar tütüyordur...

29 Haziran 2010 Salı

Kaval Kemiğimdeki Prangaların Türküsü*

bütün hürriyetim zerrelerindeydi
ay ışığı damıtıp dudaklarından
mecaz yüklenmek kaldı ömrüme
kaval kemiğimdeki prangalardan


kadın uyandı sonra ben uyandım camdaki sinek
sonra uyku uyandı bahar bulundu boynuna ilmek


"Selanik içinde sela'm okunur"


bütün pervaneler aşksızdı o ışıkta
tavaf ettim gövdeni kördü zaman
mecaz yüklenmek kaldı ömrüme
kaval kemiğimdeki prangalardan



adın uyandı sonra söz dirildi ben dirildim camdaki sinek
sonra korku ulandı sabaha dil bulandı bağlandı çenem


"gümüş kazma ile mezar kazılır


*S. Yemişli

30 Mayıs 2010 Pazar

Gazze

Senden kalkıp başka ellere gidemem
Rüzgar ve kuytu
yağmur ve uykuyduk birbirimize
aklına geldikçe viran teknelerinde
sev beni.

Gazze'de hava bulutlu on yedi derece
nem yüzde 16, rüzgar saatte 13 kilometre
saldında ondokuzuncu gün, yirminci gece
ölü sayısı binin üstünde,yaralı binlerce.

şimdi önüme dört çöl fotoğrafı koydum
dört mecaz olsun diye serin,kanlı dünyaya
duygusal konuşmak için şairler var diyor
okkadar dallama birileri tv'de Gazze üstüne

yağmurda karda doluda iki kere sev beni
altüst edilmiş cümleyim ben senin elinde
zalimin rişte-i ikbalini bin ah bile bazen
kesmiyor,gördün işte,delik deşiğim ben

naylonlara bezlere sarmışlar,büyümeden
büyümeden allahım bakamam
bakamam onlara..onlar mermiden,,,
bu çocuklar korrrrrkunç
vurulmuş allahım

insan;insan ne ki,
şeytanın bacağı kırık kalıyor
insan derken.

Birhan Keskin

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Patinaj

Patinaj

Çok söylenmiş şarkılar gibiydin
Tanıdık
Bir o kadar eski
Notalarını basmıyordu nasırlanmış yüreğim.
İki aşk arası uğranan limandı gözlerin
Ve ellerin güzeldi dolanırken tenimde.
Zamansız hayallerin vardı
Senli benli
Oysa gidilecek kıyı kentleri sıralıydı önümde.

Sendeki kör kuyudan aydınlık çıkarma hevesi
Umut işte
Nafile...

Vakit geldi!
Bir hediyem var avucundaki çizgilere
Sakla bu sözleri
Şimdi ne güzel susarsın bu cümlelerle...

21 Nisan 2010 Çarşamba

Canım Yanıyor

Bunun başka bir tanımı yok. Sabahtan bu yana okuduğum her
kelimede izlediğim her görüntüde içimden bir parça gidiyor.
Bir milletin geleceği nasıl kendi elleriyle sabote edilirin
canlı provasını izlerken, bir neslin nasıl hastalıklı,
güvensiz büyüyeceğini gördükçe kan beynime sıçrıyor. Bir
şehirde 100 hayvan iki yıldır çocuklara tecavüz ediyor.
Şehirdeki pek çok erkek -ki hemen hepsi baba- iki yıldır bu
utanca göz yumuyor.

Cinsel organı övünülecek bir şeymiş gibi göster amcalara
mantığıyla büyüyen bir güruh onu her boş bulduğunda ortaya
atmayı marifet sanıyor. Bastırılmış hayvanlığını,
çocukların üzerinden atmayı gücünü onlar üzerinden
kanıtlamayı erkeklik sayıyor.

Bu çocuklar yaşadıkları travmalarla büyüyor. Söyleyenler
belki bir parça kurtulma şansına sahipken her gün onlarcası
aynı kabusa uyanıyor. Şiddetin her türlüsü insanda onulmaz
yaralar açarken bu daha da vahim sonuçlar doğuruyor.
Yarının anne baba adayları acı tecrübelerle yenik
başlıyorlar hayata ve yenik bitiriyor pek çoğu. Ve biz
sadece üzülüyor, o gün afili küfürler savuruyor, üç beş gün
lafını ediyor ve sonrasından her defasında unutuyoruz. Biz
susmanın ortak olmaktan hiçbir farkı olmadığını, susarak bu
çocukları kaderlerine bırakmanın insafsızlığını
bilmemezlikten geliyoruz. Biz ülkenin geleceğini
kurtarıyoruz adıyla lüzumsuz işlerle uğraşırken geleceği
şekillendirecek nesillere tecavüz ediyor, edilmesine göz
yumuyor, buna engel olmuyoruz. Biz bir gaflet uykusundayız
ve öyle tatlı geliyor ki bu hal uyanamıyoruz.

11 Nisan 2010 Pazar

Futbol ve Kafamda Dolanan Son sorular

Bilenler iyi bilir koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. Kavgayı
göze alıp tribünde maç izleyecek kadar suyunu çıkarırdım
bazen. Gençlik hevesi derdi babam. Haklıydı belki de. Bu
yıl her yıl olduğu gibi yine şampiyonluk hayali ile
başladım lige her futbol sever gibi. Öyle ya da böyle sürdü
bu heves. Ama oturduğum şehirden mütevellit bir heyecan
daha kapladı hepimizi. Şehir takımımız Bursaspor liderliğe
oturmuş ve şampiyonluğa gidiyordu emin adımlarla. Her yer
yeşil beyaz bayraklar balonlarla donatıldı yaklaşık 3
haftadır. Ligin sonu yaklaştıkça umut büyümeye başladı.
Derdini kederini unutur hale geldi tüm halk. Son krizin en
çok vurduğu şehirlerdendi oysa Bursa. Nüfusa oranla en çok
işçi çıkarılan, en fazla işletme kapanan şehirlerdendi. Ama
ne işsizlik konuşuluyordu haftalardır şehirde ne ekonomi.
Bütün şehir, seven sevmeyen taraftarı olan olmayan herkes
aynı şeyden bahseder hale gelmiş durumdaydı.

Birkaç yıl evvel Sivasspor böyle giderken ortaya atılan
teoriler yeniden konuşulmaya başlayınca ah benim güzel
ülkem diye geçti içimden. İki hafta önce puan farkı 5 iken
başladı felaket senaryoları.
"yok abi yedirmezler Anadolu takımına bu ligde
şampiyonluğu"
"dur hele gör bak nasıl satacaklar maçları İstanbul
takımlarına"
"hakemleri ayarlamıştır bunlar gör bak demişti dersin"
cümleleri dost sohbetlerinin, kahve masalarının, iş arası
dedikodularının klasik cümlelerine dönüştü bütün şehirde.

Neydi bu güvensizlik peki? Niye bu denli paranoyak olmuştu
bu ülke insanı? İşte bu soruları sordukça ve düşündükçe
anlıyorduk ki her şeyi tekelleştiren sistemin bunu en iyi
uyguladığı yerlerdendi futbol. Dünyanın her yerinde büyük
paraların döndüğü bu çarkın Türkiye gibi bir ülkede, rantın
hayatın her yerini esir aldığı, yalanın dolanın, adam
kayırmanın, yolsuzluğun, haksızlığın cirit attığı bu ülkede
temiz dönmesi mümkün değildi. Öyle olsa bile buna halkı
inandırmak imkânsız hale gelmişti. Takım kötü oynayıp puan
kaybetse dahi hem duygusallığın verdiği etkiyle ( malum
kimse ayranım ekşi demez) hem tüm bu düzenin arasında o
maçın öyle bitmesi için mutlaka çirkin bir neden bulunurdu.
Oyuncu satılmış denir, hakem yanlı denirdi. Doğruydu belki
de. Düzeni yalan dolan üzerine kurmaya meyilli ellerin
futbolun içinde de olmuş olma olasılığı yüksekti. Bu
güvensizlik bu umutsuzluk normaldi o açıdan bakıldığında.

Neden bu forum diye aklınızdan geçenler vardır elbet. Bugün
berabere biten maçtan sonrada Bursa'da başka şey
konuşulmuyor. Rakipleri ile puan farkı kapanan takımın tüm
destekçileri şimdi kendilerini onaylıyor. "demiştim ben
sana yedirmezler bize bu kupayı diye, bak nasıl gidiyor
puanlar" bugünlerde Bursa sokaklarında en çok
duyabileceğiniz cümle.

Bitime birkaç hafta kaldı. Yıllardır özlemle beklediği
şampiyonluğu dört büyüklerin elinden almak isteyen bir
takım kendini Anadolu'nun temsilcisi, gücü, onuru sayıyor.
Ezenler, para babaları, patronlar gördüğü üç büyük İstanbul
takımının arasına girip kupayı onlardan almayı hedefliyor.
İşin en ilginci bunu yaparken düşmana karşı savaşa giden
millet edasıyla yapıyor.

Ayırma, öteleme, ezen ezilen farkı yaratma her şeye sirayet
etmiş bir ülkede bir şehir takımı diğerlerinin intikamını
almak gibi garip bir misyonu üstlenmiş ezenlere karşı sanki
savaşa gidiyor.

Bu ülkede olanlar her geçen gün çığırından çıkıyor

3 Nisan 2010 Cumartesi

Ferman

Hani bilmezken ölümü
Anlamı yokken seslerin silinmesinin
Göklerin kararmasının anlamı yokken
Susup yazdım

O vakit, tenime bir hançer gibi
Kasvetle sokulmuyordu gece
İnsanlar geçerdi fikrimden
Erken bir şiirdi sabah; inerdi
O vakit yazdım

Adım eski bir şarkıyı andırmıyordu daha
Geçitlerinde tuzaklar kurulmamıştı hayatın
Nereye istersem yürürdüm küçük adımlarımla
Öyle yazdım

Şimdi hükümsüzdür, kaybolmuş sevinçlerin anlamı
Eksiltmiyor dilin zehrini
Sözcüklerle yıkasak da suları



Ayşe Polat