Senden kalkıp başka ellere gidemem
Rüzgar ve kuytu
yağmur ve uykuyduk birbirimize
aklına geldikçe viran teknelerinde
sev beni.
Gazze'de hava bulutlu on yedi derece
nem yüzde 16, rüzgar saatte 13 kilometre
saldında ondokuzuncu gün, yirminci gece
ölü sayısı binin üstünde,yaralı binlerce.
şimdi önüme dört çöl fotoğrafı koydum
dört mecaz olsun diye serin,kanlı dünyaya
duygusal konuşmak için şairler var diyor
okkadar dallama birileri tv'de Gazze üstüne
yağmurda karda doluda iki kere sev beni
altüst edilmiş cümleyim ben senin elinde
zalimin rişte-i ikbalini bin ah bile bazen
kesmiyor,gördün işte,delik deşiğim ben
naylonlara bezlere sarmışlar,büyümeden
büyümeden allahım bakamam
bakamam onlara..onlar mermiden,,,
bu çocuklar korrrrrkunç
vurulmuş allahım
insan;insan ne ki,
şeytanın bacağı kırık kalıyor
insan derken.
Birhan Keskin
30 Mayıs 2010 Pazar
1 Mayıs 2010 Cumartesi
Patinaj
Patinaj
Çok söylenmiş şarkılar gibiydin
TanıdıkÇok söylenmiş şarkılar gibiydin
Bir o kadar eski
Notalarını basmıyordu nasırlanmış yüreğim.
İki aşk arası uğranan limandı gözlerin
Ve ellerin güzeldi dolanırken tenimde.
Zamansız hayallerin vardı
Senli benli
Oysa gidilecek kıyı kentleri sıralıydı önümde.
Sendeki kör kuyudan aydınlık çıkarma hevesi
Umut işte
Nafile...
Vakit geldi!
Bir hediyem var avucundaki çizgilere
Sakla bu sözleri
Şimdi ne güzel susarsın bu cümlelerle...
21 Nisan 2010 Çarşamba
Canım Yanıyor
Bunun başka bir tanımı yok. Sabahtan bu yana okuduğum her
kelimede izlediğim her görüntüde içimden bir parça gidiyor.
Bir milletin geleceği nasıl kendi elleriyle sabote edilirin
canlı provasını izlerken, bir neslin nasıl hastalıklı,
güvensiz büyüyeceğini gördükçe kan beynime sıçrıyor. Bir
şehirde 100 hayvan iki yıldır çocuklara tecavüz ediyor.
Şehirdeki pek çok erkek -ki hemen hepsi baba- iki yıldır bu
utanca göz yumuyor.
Cinsel organı övünülecek bir şeymiş gibi göster amcalara
mantığıyla büyüyen bir güruh onu her boş bulduğunda ortaya
atmayı marifet sanıyor. Bastırılmış hayvanlığını,
çocukların üzerinden atmayı gücünü onlar üzerinden
kanıtlamayı erkeklik sayıyor.
Bu çocuklar yaşadıkları travmalarla büyüyor. Söyleyenler
belki bir parça kurtulma şansına sahipken her gün onlarcası
aynı kabusa uyanıyor. Şiddetin her türlüsü insanda onulmaz
yaralar açarken bu daha da vahim sonuçlar doğuruyor.
Yarının anne baba adayları acı tecrübelerle yenik
başlıyorlar hayata ve yenik bitiriyor pek çoğu. Ve biz
sadece üzülüyor, o gün afili küfürler savuruyor, üç beş gün
lafını ediyor ve sonrasından her defasında unutuyoruz. Biz
susmanın ortak olmaktan hiçbir farkı olmadığını, susarak bu
çocukları kaderlerine bırakmanın insafsızlığını
bilmemezlikten geliyoruz. Biz ülkenin geleceğini
kurtarıyoruz adıyla lüzumsuz işlerle uğraşırken geleceği
şekillendirecek nesillere tecavüz ediyor, edilmesine göz
yumuyor, buna engel olmuyoruz. Biz bir gaflet uykusundayız
ve öyle tatlı geliyor ki bu hal uyanamıyoruz.
kelimede izlediğim her görüntüde içimden bir parça gidiyor.
Bir milletin geleceği nasıl kendi elleriyle sabote edilirin
canlı provasını izlerken, bir neslin nasıl hastalıklı,
güvensiz büyüyeceğini gördükçe kan beynime sıçrıyor. Bir
şehirde 100 hayvan iki yıldır çocuklara tecavüz ediyor.
Şehirdeki pek çok erkek -ki hemen hepsi baba- iki yıldır bu
utanca göz yumuyor.
Cinsel organı övünülecek bir şeymiş gibi göster amcalara
mantığıyla büyüyen bir güruh onu her boş bulduğunda ortaya
atmayı marifet sanıyor. Bastırılmış hayvanlığını,
çocukların üzerinden atmayı gücünü onlar üzerinden
kanıtlamayı erkeklik sayıyor.
Bu çocuklar yaşadıkları travmalarla büyüyor. Söyleyenler
belki bir parça kurtulma şansına sahipken her gün onlarcası
aynı kabusa uyanıyor. Şiddetin her türlüsü insanda onulmaz
yaralar açarken bu daha da vahim sonuçlar doğuruyor.
Yarının anne baba adayları acı tecrübelerle yenik
başlıyorlar hayata ve yenik bitiriyor pek çoğu. Ve biz
sadece üzülüyor, o gün afili küfürler savuruyor, üç beş gün
lafını ediyor ve sonrasından her defasında unutuyoruz. Biz
susmanın ortak olmaktan hiçbir farkı olmadığını, susarak bu
çocukları kaderlerine bırakmanın insafsızlığını
bilmemezlikten geliyoruz. Biz ülkenin geleceğini
kurtarıyoruz adıyla lüzumsuz işlerle uğraşırken geleceği
şekillendirecek nesillere tecavüz ediyor, edilmesine göz
yumuyor, buna engel olmuyoruz. Biz bir gaflet uykusundayız
ve öyle tatlı geliyor ki bu hal uyanamıyoruz.
11 Nisan 2010 Pazar
Futbol ve Kafamda Dolanan Son sorular
Bilenler iyi bilir koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. Kavgayı
göze alıp tribünde maç izleyecek kadar suyunu çıkarırdım
bazen. Gençlik hevesi derdi babam. Haklıydı belki de. Bu
yıl her yıl olduğu gibi yine şampiyonluk hayali ile
başladım lige her futbol sever gibi. Öyle ya da böyle sürdü
bu heves. Ama oturduğum şehirden mütevellit bir heyecan
daha kapladı hepimizi. Şehir takımımız Bursaspor liderliğe
oturmuş ve şampiyonluğa gidiyordu emin adımlarla. Her yer
yeşil beyaz bayraklar balonlarla donatıldı yaklaşık 3
haftadır. Ligin sonu yaklaştıkça umut büyümeye başladı.
Derdini kederini unutur hale geldi tüm halk. Son krizin en
çok vurduğu şehirlerdendi oysa Bursa. Nüfusa oranla en çok
işçi çıkarılan, en fazla işletme kapanan şehirlerdendi. Ama
ne işsizlik konuşuluyordu haftalardır şehirde ne ekonomi.
Bütün şehir, seven sevmeyen taraftarı olan olmayan herkes
aynı şeyden bahseder hale gelmiş durumdaydı.
Birkaç yıl evvel Sivasspor böyle giderken ortaya atılan
teoriler yeniden konuşulmaya başlayınca ah benim güzel
ülkem diye geçti içimden. İki hafta önce puan farkı 5 iken
başladı felaket senaryoları.
"yok abi yedirmezler Anadolu takımına bu ligde
şampiyonluğu"
"dur hele gör bak nasıl satacaklar maçları İstanbul
takımlarına"
"hakemleri ayarlamıştır bunlar gör bak demişti dersin"
cümleleri dost sohbetlerinin, kahve masalarının, iş arası
dedikodularının klasik cümlelerine dönüştü bütün şehirde.
Neydi bu güvensizlik peki? Niye bu denli paranoyak olmuştu
bu ülke insanı? İşte bu soruları sordukça ve düşündükçe
anlıyorduk ki her şeyi tekelleştiren sistemin bunu en iyi
uyguladığı yerlerdendi futbol. Dünyanın her yerinde büyük
paraların döndüğü bu çarkın Türkiye gibi bir ülkede, rantın
hayatın her yerini esir aldığı, yalanın dolanın, adam
kayırmanın, yolsuzluğun, haksızlığın cirit attığı bu ülkede
temiz dönmesi mümkün değildi. Öyle olsa bile buna halkı
inandırmak imkânsız hale gelmişti. Takım kötü oynayıp puan
kaybetse dahi hem duygusallığın verdiği etkiyle ( malum
kimse ayranım ekşi demez) hem tüm bu düzenin arasında o
maçın öyle bitmesi için mutlaka çirkin bir neden bulunurdu.
Oyuncu satılmış denir, hakem yanlı denirdi. Doğruydu belki
de. Düzeni yalan dolan üzerine kurmaya meyilli ellerin
futbolun içinde de olmuş olma olasılığı yüksekti. Bu
güvensizlik bu umutsuzluk normaldi o açıdan bakıldığında.
Neden bu forum diye aklınızdan geçenler vardır elbet. Bugün
berabere biten maçtan sonrada Bursa'da başka şey
konuşulmuyor. Rakipleri ile puan farkı kapanan takımın tüm
destekçileri şimdi kendilerini onaylıyor. "demiştim ben
sana yedirmezler bize bu kupayı diye, bak nasıl gidiyor
puanlar" bugünlerde Bursa sokaklarında en çok
duyabileceğiniz cümle.
Bitime birkaç hafta kaldı. Yıllardır özlemle beklediği
şampiyonluğu dört büyüklerin elinden almak isteyen bir
takım kendini Anadolu'nun temsilcisi, gücü, onuru sayıyor.
Ezenler, para babaları, patronlar gördüğü üç büyük İstanbul
takımının arasına girip kupayı onlardan almayı hedefliyor.
İşin en ilginci bunu yaparken düşmana karşı savaşa giden
millet edasıyla yapıyor.
Ayırma, öteleme, ezen ezilen farkı yaratma her şeye sirayet
etmiş bir ülkede bir şehir takımı diğerlerinin intikamını
almak gibi garip bir misyonu üstlenmiş ezenlere karşı sanki
savaşa gidiyor.
Bu ülkede olanlar her geçen gün çığırından çıkıyor
göze alıp tribünde maç izleyecek kadar suyunu çıkarırdım
bazen. Gençlik hevesi derdi babam. Haklıydı belki de. Bu
yıl her yıl olduğu gibi yine şampiyonluk hayali ile
başladım lige her futbol sever gibi. Öyle ya da böyle sürdü
bu heves. Ama oturduğum şehirden mütevellit bir heyecan
daha kapladı hepimizi. Şehir takımımız Bursaspor liderliğe
oturmuş ve şampiyonluğa gidiyordu emin adımlarla. Her yer
yeşil beyaz bayraklar balonlarla donatıldı yaklaşık 3
haftadır. Ligin sonu yaklaştıkça umut büyümeye başladı.
Derdini kederini unutur hale geldi tüm halk. Son krizin en
çok vurduğu şehirlerdendi oysa Bursa. Nüfusa oranla en çok
işçi çıkarılan, en fazla işletme kapanan şehirlerdendi. Ama
ne işsizlik konuşuluyordu haftalardır şehirde ne ekonomi.
Bütün şehir, seven sevmeyen taraftarı olan olmayan herkes
aynı şeyden bahseder hale gelmiş durumdaydı.
Birkaç yıl evvel Sivasspor böyle giderken ortaya atılan
teoriler yeniden konuşulmaya başlayınca ah benim güzel
ülkem diye geçti içimden. İki hafta önce puan farkı 5 iken
başladı felaket senaryoları.
"yok abi yedirmezler Anadolu takımına bu ligde
şampiyonluğu"
"dur hele gör bak nasıl satacaklar maçları İstanbul
takımlarına"
"hakemleri ayarlamıştır bunlar gör bak demişti dersin"
cümleleri dost sohbetlerinin, kahve masalarının, iş arası
dedikodularının klasik cümlelerine dönüştü bütün şehirde.
Neydi bu güvensizlik peki? Niye bu denli paranoyak olmuştu
bu ülke insanı? İşte bu soruları sordukça ve düşündükçe
anlıyorduk ki her şeyi tekelleştiren sistemin bunu en iyi
uyguladığı yerlerdendi futbol. Dünyanın her yerinde büyük
paraların döndüğü bu çarkın Türkiye gibi bir ülkede, rantın
hayatın her yerini esir aldığı, yalanın dolanın, adam
kayırmanın, yolsuzluğun, haksızlığın cirit attığı bu ülkede
temiz dönmesi mümkün değildi. Öyle olsa bile buna halkı
inandırmak imkânsız hale gelmişti. Takım kötü oynayıp puan
kaybetse dahi hem duygusallığın verdiği etkiyle ( malum
kimse ayranım ekşi demez) hem tüm bu düzenin arasında o
maçın öyle bitmesi için mutlaka çirkin bir neden bulunurdu.
Oyuncu satılmış denir, hakem yanlı denirdi. Doğruydu belki
de. Düzeni yalan dolan üzerine kurmaya meyilli ellerin
futbolun içinde de olmuş olma olasılığı yüksekti. Bu
güvensizlik bu umutsuzluk normaldi o açıdan bakıldığında.
Neden bu forum diye aklınızdan geçenler vardır elbet. Bugün
berabere biten maçtan sonrada Bursa'da başka şey
konuşulmuyor. Rakipleri ile puan farkı kapanan takımın tüm
destekçileri şimdi kendilerini onaylıyor. "demiştim ben
sana yedirmezler bize bu kupayı diye, bak nasıl gidiyor
puanlar" bugünlerde Bursa sokaklarında en çok
duyabileceğiniz cümle.
Bitime birkaç hafta kaldı. Yıllardır özlemle beklediği
şampiyonluğu dört büyüklerin elinden almak isteyen bir
takım kendini Anadolu'nun temsilcisi, gücü, onuru sayıyor.
Ezenler, para babaları, patronlar gördüğü üç büyük İstanbul
takımının arasına girip kupayı onlardan almayı hedefliyor.
İşin en ilginci bunu yaparken düşmana karşı savaşa giden
millet edasıyla yapıyor.
Ayırma, öteleme, ezen ezilen farkı yaratma her şeye sirayet
etmiş bir ülkede bir şehir takımı diğerlerinin intikamını
almak gibi garip bir misyonu üstlenmiş ezenlere karşı sanki
savaşa gidiyor.
Bu ülkede olanlar her geçen gün çığırından çıkıyor
3 Nisan 2010 Cumartesi
Ferman
Hani bilmezken ölümü
Anlamı yokken seslerin silinmesinin
Göklerin kararmasının anlamı yokken
Susup yazdım
O vakit, tenime bir hançer gibi
Kasvetle sokulmuyordu gece
İnsanlar geçerdi fikrimden
Erken bir şiirdi sabah; inerdi
O vakit yazdım
Adım eski bir şarkıyı andırmıyordu daha
Geçitlerinde tuzaklar kurulmamıştı hayatın
Nereye istersem yürürdüm küçük adımlarımla
Öyle yazdım
Şimdi hükümsüzdür, kaybolmuş sevinçlerin anlamı
Eksiltmiyor dilin zehrini
Sözcüklerle yıkasak da suları
Ayşe Polat
Anlamı yokken seslerin silinmesinin
Göklerin kararmasının anlamı yokken
Susup yazdım
O vakit, tenime bir hançer gibi
Kasvetle sokulmuyordu gece
İnsanlar geçerdi fikrimden
Erken bir şiirdi sabah; inerdi
O vakit yazdım
Adım eski bir şarkıyı andırmıyordu daha
Geçitlerinde tuzaklar kurulmamıştı hayatın
Nereye istersem yürürdüm küçük adımlarımla
Öyle yazdım
Şimdi hükümsüzdür, kaybolmuş sevinçlerin anlamı
Eksiltmiyor dilin zehrini
Sözcüklerle yıkasak da suları
Ayşe Polat
27 Mart 2010 Cumartesi
SENSİN
SENSİN
Sensin kendinde ölü doğum sensin çığlık çığlığa dünya
Varsa başka oluşun kuantumda sensin gerçek yanılsama
Çarpa çarpa çoğalan her tarih ile seçtiğin her yolun izi
Birbirinden türeyen sonsuz dalgalanmada
Öyle sancılı ki sesin ağrı gibi susuyorum hayatında
Taş sessizliğini bölüyor şimdi kuşlar
Kuşlar ki bir onlar gölgelerini yere çarpa çarpa uçarlar
Ve sadece suyu böler taşın sesi
Bir yalnızın yalnızlığıyla el ele öldüğü evde
Ayrılırken ruh bedenden telefonun çalması ne ise
Öyle rastlantı dünya
Nesnelerin sesinden yankı vurmuyorsa kayalıklara
Ses var mı orada
Sokulduğun her delik eşya taşıyorsa oradan buraya
Şeyin çoğalması değil mi eşya
Aşk bölerken seni senin senin ile çarpılmana
Dağılıp uçuşan parçalarının asıldığı soluk olacak hatıralar
Yerleşemeyen yabancıdır artık tarihinin sayfalarında sevda
O yapayalnız hüzün
'Neredesiniz?' diye soran fısıltı
Düşte bile olsa her giden gölge ile el ele
Kanayacak hayatında
Hesap bilmemesinden mi dersin kazazedenin
Yolda bıraktığı uzun mu uzun fren izi
Çarpa toplaya ölümüne böldüğü kaderin diğer yarısının
Umudu mu var yoksa bir kaç saniyelik o asfaltta
İdama giden mahkuma gömleğini astıran refleks
Alışkanlık mıdır sence
Umut ince ayar işkencedir bil
Şeyleşirsin olamazsın unutma
Suya uzak bir taş sessizliği ile susuyorum hayatında
Gerçeğin bıyık altından gülümseyen bu yüzünü
Avuçlarının arasına alıp hâlâ okşayamamana
İskender
19 Mart 2010 Cuma
Eğer Uslu Dursaydım
O gün babama kızdığında, bez bebeğimi yakmazdı annem
Kalbim bir yorulunca, öyle atardı
Ve kuvvetli ihtimal kafesinde kalırdı
Kaçardım olmamış insanları görünce
Ağaç tepelerinden çaldığım ham elmalar
Beni hasta edebilseydi
Salıncağı uçak yapamayacağımı
Öğrenmesem de güzeldi
Hem rüzgâr değmedikçe saçlarıma
Uçmanın kıymeti neydi?
Belki şiirlerden bilmezdim hanımeli açan evi
Ama aynı tüterdi anılarımın Karadeniz'i
Ellerim mesela
Sadece babamın avucunda kaybolurdu
Aslında çok iyi olurdu
Ağlamak için de beklemezdim yağmuru
Sadece dizlerim kanardı ufak tefek düşmelerden
Onlar kanar, ben hayata kanmazdım
Uslu dursaydım Tanrım, çocuk kalır mıydım?
Kalbim bir yorulunca, öyle atardı
Ve kuvvetli ihtimal kafesinde kalırdı
Kaçardım olmamış insanları görünce
Ağaç tepelerinden çaldığım ham elmalar
Beni hasta edebilseydi
Salıncağı uçak yapamayacağımı
Öğrenmesem de güzeldi
Hem rüzgâr değmedikçe saçlarıma
Uçmanın kıymeti neydi?
Belki şiirlerden bilmezdim hanımeli açan evi
Ama aynı tüterdi anılarımın Karadeniz'i
Ellerim mesela
Sadece babamın avucunda kaybolurdu
Aslında çok iyi olurdu
Ağlamak için de beklemezdim yağmuru
Sadece dizlerim kanardı ufak tefek düşmelerden
Onlar kanar, ben hayata kanmazdım
Uslu dursaydım Tanrım, çocuk kalır mıydım?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)